Üniversite bir eğitim yeri değildir!

‘Üniversiteye kapağı at,  gerisi kolay..’  lisedeyken en sık duyduğumuz muhabbettir, değil mi?  Bir bakımdan doğru bir bakımdan yanlış olan bir söylemdir bu. Evet, üniversiteye girdikten sonra nasılsa bir şekilde mezun olursun, burası kolay,  ama mezun olunca işler değişir.  Aslında buna inananlardan biri de bendim. Türkiye’nin hatırı sayılır iyi üniversitelerinden birine girdim.  İyi bir ortalamayla mezun olursam çok iyi bir şirkette,  çok iyi bir maaşla işe başlayabileceğimi düşünürdüm.  Mezun olmaya yaklaşırken herkes gibi ben de kara kara düşünmeye başladım. Çünkü işler öyle değilmiş.

Vizeler, finaller, projeler derken  kendimi tamamen okula endekslediğimin farkına vardım. Sektörde de aktif olarak part time çalışmamın benim için iyi olacağını düşündüm ve staj arayışlarım bu şekilde başladı. Staj denilince sizin aklınıza da öğrencilerin okula devam ederken bir taraftan iş hayatında ‘gönüllü amelelik’ yapması geliyor değil mi? Peki, kabul, yaparız ama staj ilanı veren firmaların aradığı niteliklerde ‘şukadar yıl, bu konuda tecrübeli’şartları inanılır gibi değil.  Stajın amacı zaten tecrüben olmadığı için onlara başvurman değil miydi? ‘Madem tecrübeli arıyorsun o zaman işe al’ dememek içten değil. İşin başka bir tarafından bakarsak çok dertliler. Çünkü bunu suistimal edenler, ‘kız arkadaşımla takılıyoruz bugün gelemiyeceğim’ diyenler de yok değilmiş.  Bu konuda haklı olduklarını düşünebiliriz, çünkü iş bulmanın bu kadar zor, yarışın bu kadar kızıştığı bir ülkede yaşıyoruz.  Orada bir koltuk kaplamak bize bahşedilen bir iyilikmiş aslında. Bu yüzden bir farklılık yaratmak zorundasın, sadece derslerinden aa’yle geçmiş olman işverenin umurunda bile değil. Hangi yarışmalara katıldın, hangi ödülleri aldın, ne iş koydun ortaya, fotoğraf çekmekten anlar mısın, kısa film çekmek hakkında bir fikrin var mı, öğrencilik dışında yaptığın şey ne, hiçbir kar gözetmeden yaptığın bir iş oldu mu, tuttuğunu koparacak mısın? Bunu kanıtla.. Özellikle reklamcılık sektöründe  işverenlerin ilgilendiği şeyler bunlar.

Okulumun kariyer günlerinde bir reklam ajansı sahibini dinlemeye gitmiştim, söylediği şey şuydu; ‘Hayatında bir tane klasik eser okumamış biriyle çalışmam mümkün değil.’  Okulun bize verdiği bilgiler dışında bizim yememiz gereken daha çok fırın ekmek olduğunu bundan iyi ne ifade edebilirdi? Şunu anladım ki; üniversite bir eğitim değil, bir yönlendirme yeri. Derslerin dışında yaratıcılığını konuşturabileceğin, farklılık yaratabileceğin, her ne olursa olsun ‘ben bu konuda çok iyiyim’ dediğin bir şeyler olmalı. Bol bol film izlemek, kitap okumak bir diplomanın vereceğinden çok daha fazla şey katabilir fakat üniversite derslerinin de hayati bir önem arzettiği bir gerçek. Ders programımda yer alan bir çok teorik dersin reklamcılıkla alakası ne diye yakınmaktan artık vazgeçtim. Çünkü reklamcılık mezunu olmayıp bu işi yapan bir çok insan arasında, reklamın, sosyoloji, pskoloji, ekonomi ve daha pek çok farklı disiplinin bir araya gelerek insanlar üzerinde bir nevi deney yapan bir iş olduğunu, bu konularda bilgi sahibi olmanın olmayanlara nazaran bir farklılık ortaya çıkardığını biliyorum.

Yeditepe Üniversitesi – Reklam Tasarımı ve İletişimi Öğrencisi

Bir Cevap Yazın